Ana Sayfa

4 Ekim 2013 Cuma

Kurban Kesmek

Merhaba,

Kurban bayramının yaklaştığı bu günlerde bu meseleye değinmeden geçemeyeceğiz. Kiminin kurbanlık hayvan telaşına, kiminin tatil telaşına, kiminin ise zaten süregelen hayat telaşına düştüğü şu günlerde kurban, evde, işte, camide gündemin ilk sıralarında.

Ülkemizde kurban kesmek önemli bir ibadet olarak sayılmakta ve yoğun olarak uygulanmaktadır. Kurbanın nitelikleri, uygulama ve dağıtma şekli, derisinin nasıl değerlendirileceği ile ilgili zaten bir çok tartışma yapılmaktadır. İnanan insan bu ibadeti de istediği şekilde yerine getirebilir. Ancak bilinmelidir ki kurban ibadeti İslamiyetten önce de vardı, sonrasında bir çok inanışta da devam etmektedir. Müslüman olmasına rağmen kurbana bizim kadar önem vermeyen bir çok millet de vardır. Her durumda hem Hac-37 hem de Maide-27 ayetlerinde olduğu gibi kurbanın kabul edilmesi şartı takvadır. 

İnsanın iç görüsü ile ölçüp tartarak değerlendirmesine vicdan, bu değerlendirmeye göre sakınmasına ve korunmasına ise takva denir. Yani kurbanınızın kabul edilmesi için vicdan sahibi olmanız ve hayatınızı bu vicdan duygusu ile şekillendiriyor olmanız gerekmektedir. Bugünün en belirgin inanışı ile din ile dünyayı ayırarak, dünya nimetleri için çalışıyor (şan, şöhret, para, güç, iktidar...), din için de bir hayvan boğazlayarak kendinizi rahatlatıyorsanız sizi kendi vicdanınıza bırakıyorum. 

Boğazlamak kelimesini özellikle seçtim. Bu kelimeyi yapılan ibadeti aşağılamak için seçtiğimi zannetmeyin. Çünkü kurban kelimesi hayvan kesmek-boğazlamak anlamına gelmez. Hayvan boğazlamak kurban ibadetini yerine getirmenin bir şeklidir sadece. Takva sahibi olduğunuz müddetçe kurban için hayvan kesmenize de itiraz edecek değilim. 

Günlük hayatımızda kurban kelimesi çok kullanılmasına rağmen sanırım anlamı çok az bilinir. Kurbanın sözcük anlamı yakınlaşma demektir. Örneğin akraba-yakınlar bu kökten gelen bir sözcüktür. O zaman yakınlığın kabul edilmesi için takva sahibi olmak daha net anlaşılabilir. Yani bir insan adil bir şekilde değerlendirerek herkese hak ettiğini verdiğinde ve bunu yaparken adalet ve eşitlikten, gönül kırmaktan, zulmetmekten, büyüklenmekten, karşılığını beklemekten korunup sakındığında yakınlığı kabul edilir. Aksi taktirde verdiği şey yakınlık sağlamaz. Sadece aradaki sınıf ayrımını kuvvetlendirir. 

Belki de asıl mesele dilimize yerleşmiş olan "kurban kesmek" söyleminin gönlümüze de yerleşmiş olmasıdır. Yani kurbanın asıl amacı yakınlık sağlamak, yaklaşmak iken "Yakınlığı kesmek" halini almıştır. Nasıl mı?

Ülkemizde her geçen yıl kurbanlık hayvan fiyatları artmakta, alım gücü ise düşmektedir. Kurban ibadetine bu kadar önem verilen bu topraklarda hayvancılık ise zayıflatılmakta ve zengin uğraşı haline getirilmektedir. Bizim yararımıza zannettiğimiz bir çok standart, yanlış uygulanan destekleme sistemi, kurban dönemindeki artan kesime göre hayvan üretim politikalarının belirlenememesi gibi bir çok şey neden olarak sayılabilir. Artan fiyatlara rağmen bir aile için kurban kesebilmek aynı zamanda statü göstergesidir. Çevresinden et kabul eder duruma gelmek ise acizliktir. Bu nedenle hemen her yıl borç ile kurban, kredi kartı ile kurban tartışmaları yapılmaktadır. Borcu olan bir insanın yakınları ona yardım etmiyorsa, üstüne üstlük statü göstergesi olduğu için bir yarışa giriyorsa bu "Yakınlığı Kesmek"ten kaynaklanmaktadır. 

Kurban kesen bir çok kimsenin et dağıtımda, ihtiyacı göz önünde bulundurmadan yaptığı taksim sınıf ayrımcılığıdır. Bu bazen küçük görmek bazen büyük görmek şeklinde olabilir. Her durumda sınıf ayrımcılığı yakınlık kurmak değil birbirinden uzaklaşmak anlamına gelir. Örneğin etin daha kötü yerlerini dağıtıyor, ya da iyi yerlerini görece olarak üstün olan kişilere dağıtıyor olabilirsiniz. Sizin o sıradaki hislerinizin karşılığı verdiğiniz kişide de yaşanacaktır. Bu durumda o sizden, siz de ondan uzaklaşmış yani "Yakınlığı Kesmiş" olursunuz. 

Bayram kelimesi "Büyük kutlama, eğlence" anlamına gelir.  Belirli olaylardan, özellikle sıkıntılı süreçlerden sonra yapıldığı gibi bu süreçlerin yıl dönümlerinde de anmak için bayramlar yapılır. Kök olarak değerlendirdiğimizde ise varlıklı, mutlu, üstün ve etkili olmaktır.Yani bayramı yapabilmek için bu dört şeyin en az birisinin olması gerekir. Şimdi düşünün, kurban bayramı size bunlardan hangisini hatırlatıyor. Kurbanlık hayvan, bayram kıyafeti ve ikramlar için yapılan harcamalar acaba herkesin eğlenmesini sağlıyor mu? Yakınlara yapılacak olan ziyaretler bir eğlence mi, yoksa yük mü? 

Günümüz Türkiye'sinde bir çok kişi temel ihtiyaçlarını ve ihtiraslarını karşılamak için sadece çalışmak zorundadır. Evet! sadece çalışmak zorundadır. Çünkü çalışma dışında yapacağı her faaliyet masraf ve borç hanesine yazılacağından bunlara zaman ayıramaz. Yani bugün işçi, memur, esnaf olan hemen herkes modern kölelerdir. Bayram, bu kölelerin bir çoğunun resmi olarak çalışmaktan kurtulduğu dönemdir. Yani dinlenmek için fırsattır. Yukarıda büyük kutlama, eğlence dediğimiz olguya sanırım bir sebep bulamamıştınız. Ama tatil dediğimizde eminim hepiniz durumu anlamıştır. Varlıklı, mutlu, üstün ve etkili olmadığımız bir dinlence günüdür bayramlar. Sahiplerimizin bize verdiği bir ödül. Hoş! onu alamayan da çok ama. Şimdi bir düşünün, dinlenmek için size ayrılan zamanda, görev haline gelmiş akraba ziyaretleri yakınlığı ne kadar sağlar. Bayram ziyaretlerinin kısa sürmesi bu sebeple olabilir mi? Son zamanlarda en azından varlığı olan bir kesimin bayramlarda tatile gitmesinin nedeni yaşanan şeyin bayram değil de gerçekten tatil olması sebebi ile olabilir mi?

"Kurbanın gözü yaşlı olur" derler. Bu cümleyi kırk yıldır duyar ve söylerim. Ancak bugün üzerinde biraz düşününce gözündeki yaşın, yakınlık kurulamamış akrabalıklardan ortaya çıkan yalnız insanların hüznü ile ıslanmış gözleri olduğunu düşündüm. Gözü yaşlı akrabalarım varken, benim gözüm yaşarmadan kestiğim kurbanı Allah kabul eder mi? Ne dersiniz?