Merhaba,
Şu an dünyada hakim olan sistem piramit sistemidir. Rejimin adı ne olursa olsun, ne kadar demokratik olursa olsun yönetimler piramit sistemi ile kurulmuştur. Bu yapı bir çok kurumda, sivil toplum örgütlerinde, cemaatlerde de küçültülerek aynen devam etmektedir.
Aile içerisinde anne ve babanın yeri, çalıştığımız kurumlarda hiyerarşi sistemi, sivil toplum kuruluşlarında başkanlık ve yönetim sistemi, cemaatlerde hoca-mürit ilişkisi hep bu piramit sisteminin görüntüleridir. Bu sisteme o kadar alışmışızdır ki birilerinin bizi yönetmesini, ya da bizim birilerini yönetmemizi hiç yadırgamayız. Kişisel gelişim, bu sistemde üst basamaklara çıkmanın yolu olarak görülür.
Din algımız içerisinde de benzer bir sistem bizi hiç rahatsız etmez. Tamamen kutsal ve hatasız-günahsız peygamber, etrafında cennet ile müjdelenenler, sahabeler, halifeler, seyitler, kutuplar, hocalar bu piramit sisteminin parçalarıdır. İnanan herkes tarafından çok sevildiğine şüphe olmayan peygamberimizin bu sistemin tepe noktasına oturtulması O'na değer vermekten çok onun altında yer edinmek isteyenlerin işine yaramaktadır. Çünkü sağlığında böyle bir makamı kabul etmeyen "ben de sizin gibi bir insanım-kuru et yiyen bir kadının oğluyum" diyen peygamberimizin öldükten sonra böyle bir makama ihtiyacı olamaz.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi burada önemli olan nokta piramit sisteminin, hayatımızın bütün alanlarına sokularak normalleştirilmesi ve bu sistem içerisindeki bize düşen noktayı kabul etmemizdir. Sınıf ayrımının daha belirgin olduğu toplumlarda katmanlar arası geçiş daha zor hatta bazı sistemlerde imkansızdır. Örneğin bir köylü zenginleşse bile ancak burjuva olabilir, soylu asla olamaz. Bu toplumlarda hukuk kuralları farklı sınıflar için farklı tanımlanabiliyordu. Modernleşme sürecinde bu belirgin sınıf ayrımcılığı kaldırıldı. Ancak piramit sistemi aynen yerinde durduğu için gerçekte değişen bir şey olmadı. Hatta insanlar daha üst sınıflara çıkabileceği düşüncesi ile eskiden olduğundan daha fazla efendilerine hizmet etmeye çalıştılar.
Bugün eskisinden daha karmaşık bir sınıf sistemi içerisinde yaşıyoruz. Herkes ekonomik, kültürel, politik, sosyal, kariyer, servet, şöhret seviyelerine göre kendi sınıflarını ayrı ayrı belirlemektedir. Buradaki en temel kargaşa alt ve üst algısından kaynaklanmaktadır. Çünkü normal şartlar altında, iki şeyi sıralamak için bir ölçü kullanılması gerekir. Ancak bu sistemde ölçünün kendisi de sistemin katmanlarına göre farklı değerlendirmelere tabi olduğundan sizce alt bir başkasına göre üst olabilmektedir. Bu da en temelde, piramit sistemini kabul etmiş olmamıza rağmen hem kendi hem de başkasının bulunduğu yerleri beğenmemenize neden olmaktadır. Genellikle bizim yerimize "üstümüz" karar vermesine rağmen, üstümüzün konumu bizi rahatsız edebilir.Her ne kadar tek hukuk sisteminin varlığı kabul edilse de pratikte sınıflar için ayrı hukuk sistemi olduğu gözle görülebilmektedir. En basitinden siz suçsuzluğunuzu ispat etmek zorunda iken bir zenginin alıkoyulması için suçluluğunun ispatı gerekir.
Piramit sisteminde üst basamaklara tırmandıkça dokunulmazlıklar artar. Alt basamakların vücut dokunulmazlığı, hanesinin kutsallığı hiçe sayılırken üst basamakların kullandığı araçlar bile kutsal-makamı temsil sayılarak, o araçlara yapılan kaba-basit (nitelikli olmayan) hareket bile cezalandırılır. Bu öyle bir hale gelir ki, bu kutsal değerlerin alt makamlarında ancak çoğunluğun üstünde yer aldığını düşünen insanlar, kendi yerlerini koruyabilmek için, üst basamakları korumak noktasında daha güçlü bir şekilde çalışırlar. Bu durumda bazen tepkileri azaltmak için bazen de kendini daha yukarılara taşımak için alt basamaktakiler ister cezalandırılır ister affedilir. Birinci durumda halk arasında korku artırılıp sindirilirken, ikinci durumda ümit ve bekleyiş yükseltilerek üretim artırılmaya ve isyan engellenmeye çalışılır.
Böyle bir sistemde üst basamaklara tırmanmaya çalışmak sisteme hizmet etmek demektir. Aslında üst basamaklara çıktıkça konforumuz artıyor olmakla birlikte bunları kaybetme endişemiz ile birlikte bağımlılıklarımız da artar. Aynı zamanda aşağı baktığımızda huzurumuz bozulurken yukarı baktıkça ihtiraslarımız artar. Daha çok tüketmek için daha çok çalışmak ya da başkalarının çalıştıklarından kendimize pay almak yani onların hakkını yemek zorundayızdır. Üst basamaklara çıkıldıkça elde edilen zenginliğin çalışarak edinilmesi mümkün değildir. Bu ya miras yolu ile bize kalmış olmalı (-ki bu onun üzerinde başkalarının hakkının olmadığı anlamına gelmez) ya başkalarının hakkından alınarak biriktirilmeli ya da şans ile elde edilmelidir (-ki şans sistemi de başkalarının gönüllü de olsa ortaya koyduğu haklarıdır).
Yani mezarımıza kadar gidecek bir yarış ve biriktirmenin hiç bir işe yaramayacağını bize ancak ölüm hatırlatması gösterebilir. Öldüğümüzde yanımızda bir şey götüremeyeceğimizi herkes bilir.
Bugün bu sistem son derece güçlüdür, tek başımıza bu sistemi yıkmamız imkânsız gibi gözükebilir. Ancak yıkamayacak olmamız onu beslemeye devam etmemizi gerektirmez. Sistem son derece iyi tasarlanmış olmasına rağmen temelleri sıradan insanlara dayanmaktadır. Yükselmesi için daha çok çalışmamız, kalıcı olması için de kabul etmemiz gerekmektedir.
Günlük ihtiyaçlarımızı karşılamak için çalışmak zorunda olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Ancak istediğimiz anda bu sistemi reddedebiliriz. Bunun için tek ihtiyacımız kendi benliğimizdir. Burada sadece üstünü reddetmekten bahsetmiyorum. Kendi bulunduğun yeri ve altını da reddetmek ve herkesle eşit olmaktan bahsediyorum. Çalışmaya devam edin ancak sokakta gördüğünüz bir isteyici ile patronunuza-müdürünüze aynı saygıyı gösterin ve aynı değeri verin. Hatta eğer birine daha iyi davranacaksanız bu isteyici olmalıdır. Çünkü o hem eğitim hem de birikim olarak yeterli olmadığı için iyiliğe ihtiyacı daha fazladır.
Böyle bir dünya kurduğunuzda emin olun sizin ezilmişlik duygunuz da ortadan kalkacaktır. Hem sizin, hem eskiden altta gördüklerinizin, hem de eskiden üstte gördüklerinizin kullandığı imkânlar arasındaki adaletsizlik sizi daha fazla rahatsız edeceğinden, düzeltmek için daha çok çalışmanız gerekecektir. Ancak eskiden kendi ihtirasınız için mutsuz ve huzursuz (ancak konforlu) çalışırken ve asla bunun sonu olmadığını net bir şekilde görerek gelecekten ümitsizken şimdi ortak iyinin güçlenmesi için mutlu ve huzurlu ve gelecekten-ahiretten ümitli bir hale geleceksiniz. Kızgınlık ve öfkenin olduğu zamanlar elbette olacaktır, ancak eskiden bu öfke kendi ihtiyacımızı karşılamak için olduğundan daha mahcup iken şimdi daha gür yada dirençli-sabırlı olacaktır.
Adalet eşitliktir, kişilerin bulunduğu yeri koruması adalet değildir. Adaletin terazisi ille de bir tarafa güç verecekse bu eşitliğin sağlanabilmesi için hafif olan kefeye olmalıdır. O zaman toplumdaki denge ve huzur giderek artacaktır.