Merhaba,
Bağımsızlık, zincirlerinden kurtulmaktır. Günümüzde insanların çoğu bukağılar ya da zincirler ile değil üzerine yazılan borç kayıtları ile kontrol altına alınmakta. Borç kültürü o kadar yaygındır ki dini ibadetlerin bile üzerimize yazılmış bir borç olduğu söylenmekte-kabul edilmekte. En basitinden günlük hayatta kullandığımız para-kredi kartı-çek gibi ürünleri kendimizin üretmesi kesinlikle yasakken henüz doğmadan önce ve ölümümüzden sonra bu ürünleri kullanmak zorundayız. Üretmemiz yasak olduğuna göre bu ürünleri borç olarak sistemden almak zorundayız.
Bununla da bitmez, ailemize karşı borcumuz vardır, devlete borçluyuzdur, vatan borcu vardır mesela, gönül borcu vardır. "Borç yiğidin kamçısıdır" deriz, köleliğimizi kabul edercesine. Ev, araba, beyaz eşya hatta gıda almak için borçlanmamız gerekir. Eskiden bu alışverişleri yaparken borçlanılan şey aldığımız ürünün kendisi iken bugün aldığımız ürün değil onu almak için kullandığımız para borç haline gelmiştir. Yani akıcılığı (likiditesi) artmıştır. Yani sıradan bir borçlanmada dahi borcun karşılığının olması şart değildir.
Karşılıksız borç kavramı günlük hayatta bizim kafamıza açıkçası çok yatmaz. Sistem böyle çalışmasa da biz kafamızda borcun karşılığına elimizdeki malı koymaya çalışırız. Kurulan sistemi ise sadece alışverişi kolaylaştıran bir muhasebe unsuru olarak görürüz. Ancak gerçekte olan bu değildir. Gerçekte ortaya çıkan bu borcun kendisi bir ürün olarak değerlendirilir ve para piyasalarını oluşturur. Yani gerçek dünyada bir araba aldığınızda bu araba acentenin parkından sizin evinizin önüne gelirken, para piyasalarında bu arabanın değeri artı faizi kadar bir borç görüntüsü ortaya çıkar. Eskiler araca taşınır-menkul deseler de, bu aracın borç kaydı yani görüntüsü tamamen kendinden menkul bir hal alır. Ancak gördüğü itibar aracın kendisinden daha fazladır. Kendinden menkulden kastımız, aracın kendisi ile bu borcun bağı tamamen kopuktur. İstediği gibi hareket edebilir yani akıcıdır. Aslında bu sırada para piyasasında yepyeni bir ürün-para doğmuş olur. Yani sizin sayenizde gerçek karşılığı çok düşük olan para, sistem tarafından üretilmiştir. Ancak bu paradan sadece siz yararlanamazsınız. Hatta faizi ile ödemek durumunda olduğunuzdan cezalandırılırsınız.
Peki, bu paranın sahiden karşılığı yok mu? Aslında var ancak alışveriş sırasında değil daha sonra üretilecek bir karşılığı var. O da sizin gelecekteki emeğiniz. Yani geçmişteki emeğinizin satın almaya yetmediği bir ürünü gelecekteki emeğinizi karşılık göstererek satın alıyorsunuz. Bu durumda gelecekteki emeğinizin bunu karşılayacak olduğunu nereden biliyorsunuz? Geçmişteki emeğimizden yaptığımız (eğer varsa) birikime tasarruf diyoruz. Peki gelecekteki emeğimizden yapacağımızı umduğumuz birikime ne denir? Yabancı olduğumuz bir sözcük değil, buna ipotek denir. Yani biz geleceğimizi ipotek altına aldırarak kendi egemenliğimizi bir başkasına ipotek etmiş, zincirler ile bağlamış oluruz.
Bu noktada bizim açımızdan baktığımızda, aylık taksitler halinde ödemek üzere acente ile anlaşmamız ile bankayla anlaşmamız arasında pratikte çok büyük fark yok gibi gelir. Hal bu ki acente ile anlaşmamız durumunda vade farkı olsa dahi her ay yapacağımız ödeme alışveriş sisteminin bir nevi kanı şeklinde dolaşmaya devam edecek ve bize geri dönecektir. Banka ile yaptığımız anlaşmada gerçek dünyanın kan akışı o sırada bir kez pompalanacaktır. Ancak aynı anda para piyasasında borca dayalı bir ürün dünyaya gelecek ve bizim yaptığımız her aylık ödeme gerçek dünyanın dışında bir akışa sebep olacaktır.
Gördüğünüz gibi basit bir borç kültürü hem birikimimizin, hem bugünkü alışverişimizin, hem de gelecekteki üretimimizin değerine karar verebilecek bir güce çok kolay ulaşabilmektedir. Bu yüzden bütün borç sistemini reddetmek, bu sistemin dışında bir sistemin varlığının farkına varabilmek gerekir.
Bu noktada bence gerçek dinin kendisi bize çok güzel bir ışık tutuyor. Biz neden doğduğumuz andan itibaren bu sistemde borçlu doğuyoruz? Neden ibadetlerimiz dahi üzerimize bir borç olarak yazılmış sayıyoruz? Bunun benzeri Hristiyanlık inancında günahkar olarak doğmaktır. Çünkü biz gördüğümüz görmediğimiz bütün nimetlere birilerinin sahip olduğu düşüncesi ile yetişmişiz. Aslında dinimizin söylediği ise tüm bu nimetlerin sahibinin Allah olması sebebi ile hiç kimsenin bir başkasına kendi rızası dışında borçlu olmayacağıdır. Eğer ille de bir borç varsa, bu borç Allah'adır ki bunun da en güzel ödeme şekli teşekkür etmek, karşılıksız vermek ve paylaşmaktır. İkinci bir ödeme şekli ise inkâr etmektir.
Yani teşekkür bir borç değil seçenektir. Borç bizi zincirlere vururken teşekkür ya da inkâr edebilme seçenekleri bağımsızlığımızdır. Eğer teşekkür edersek bağlılığımızı ve bütünün bir parçası olduğumuzu göstermiş oluruz. İnkâr edersek ise yalnızlığımızı ve parçalanmışlığı seçmiş oluruz.
Borç üzerine kafa yormak gerekir. Allah’a kulluk ona ibadet daha açıklanmalı ki yanlış anlaşılmasın. Maalesef borçlanmak (geleceğimizi ipotek etmek) ülkeleri, milletleri çaktırmadan, güzel, afilli laflarla köle etmektedir. Azat olmanın yolu ise daha fazla köle olmaktır. Günümüzde ihtiyaç olmayan şeyler ihtiyaçmış gibi sunulup, televole hayatı herkes için olması gereken doğru yaşam şekliymiş gibi bulandırılmış beyinlere sokuluyor. Sonrada tüm hayat bu istekler için ipotek ettiriliyor. İnsanların bunları düşünüp anlamaması için ise türlü oyunlar oynanıyor. Acaba yaşadığımız dünya matrix filmi gibi mi?
YanıtlaSilÖncelikle yazılana değer vererek yorumlayan ilk kişi olduğun için senin adında herkese teşekkür ederim. Bence borç algısı tüm hayatımıza işlemiş ve kanıksanmış bir algıdır. Maalesef borçlanma bir gerçek olmasına rağmen, bunun ortadan kaldırılması bir ideal olmalıdır. Kulluk ve ibadet kavramları bugünkü algıda iki türlü anlaşılmaktadır. Yalnızca Allah'a kulluk, başkasına köle olmamak idealidir. Yalnızca Allah'a ibadet ise başkası adına-onun için çalışmamak idealidir. Ritüeller zaten belirlenmiş ve tekrar edegelmektedir. Bu konularda yeterli bilgi ve bilgili varken benim konuşmama gerek yok. Ancak bana, sanki ilkeler unutulmuş gibi geliyor. Ben bu algıya karşı çıkmak için ibadetlerin borç değil, gereklilik olduğunu savunuyorum.
SilSöylediğin gibi, bugünkü sistem ihtiyaçların değil ihtirasların sistemidir. Yarışma kültürünün ortadan kaldırılması gerekir.
yes to all
Sil