Merhaba,

Bugünlerde yine savaş tamtamları çalmaya başladı. Aslına bakarsanız savaş hep var da, son günlerde istenen savaş, celladın ölüm cezasının uygulanma isteğidir. Çünkü birileri savaşı zaten yaptı, kazanan ve kaybedeni belirledi. Kazananlar cezayı da belirledi. İnsan öldürmeyi, tanrısının gözüne girmek için bir kurban ibadeti sayan cellatlar, kendileri zarar görmeden bu görevi en uygun bir şekilde yerine getirmek için yöntemler arıyorlar. Her ne kadar teknoloji çok yardımcı olsa da, savaşlarda ölecek insanlara hala ihtiyaç var. Bu yüzden firavun da olsa kölesini ikna etmesi, savaşa uygunluk oluşturması gerekir.
Daha önceki yazılarımızda çok tanrıcılığın ve laikliğin, kan dökülmesini azaltmak için insan beyninin çözümleri olduğunu söylemiştik. Barış ta aynen bu şekilde insanın uydurduğu bir çözümdür. Bütün tanrıların kölelere ihtiyacı vardır. Kan dökme noktasına gelen savaşta sorun insanların ölmesi değil, tanrıların güçlerini kaybetmeleridir. İşte barış, iki tanrının birbirinin güçlerinin sınırlarını tanıdıkları noktadır.
Siz tarihte bir savaşın ardından karşılıklı iki halkın barış anlaşması yaptığını gördünüz mü? Tarih bilgim eksik olabilir ancak eğer iki halk barış yaparsa, bunlar artık iki ülke değil bir ülke olarak yollarına devam ederler. Barış yapanlar sözde halkın adına masaya oturan iktidarlardır.
Bugün savaş olarak isimlendirdiğimiz iki halkın birbirinin kanını dökmesi olayı asla sürdürülemez. Bu anlamda her savaşın barış ile biteceği kesindir. Bildiğim kadarı ile halkın yok olması ile biten büyük savaş yoktur. Savaşın sonunda esaret, baskı, asimilasyon söz konusu olabilir ancak bunların hepsi yok etmek için değil dönüştürmek içindir.
Barış, savaşın değil, kanın geçici süre ile durması anlamına gelir. Gerçek savaş belki de daha acımasız olarak sürmeye devam eder. Bugünlerdeki tamtamlar savaşın başlayacağının değil, barışın tekrar kurulmasının simgesidir. Tanrılar artık son sözlerini söylüyorlar. Barış sırasında en fazla kazanımı elde etmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Bu arada da pastadan pay kapmak isteyen cellatlar kesecekleri kurbanların hesabını yapıyorlar.
Bizim istemediğimiz barış, bu tanrıların bizim adımıza yapacakları anlaşmalardır. Onların barışında, ellerindeki gücü artırmaları için savaşmaya da hazır değiliz.
Biz sizin barışınızı istemiyoruz.
Biz sizin barışınızın kozları olmak istemiyoruz.
Biz kardeşimizin kanını dökmek istemiyoruz.
Biz, Bir ve Bütünüz diye başlamıştık. Bu anlamda örneğin sadece "Suriyeliler kardeşimiz diğerleri düşmanımız" da demiyoruz. Çünkü bugünlerde bu yanlış algı üzerinden de taraftar bulmaya çalışanlar var. "Suriye ile savaşmayalım, çünkü Suriyeliler kardeşimizdir" demek eksik bir anlatımdır. Çünkü tarih, bu kardeşliğin, bu komşuluğun kötüye kullanıldığı örneklerle doludur. Bu durumda bu söylem bir duruşu değil taraftarlığı körükler. Tanrıların savaşında kölelere ihtiyaç var. Siz savaşçı köle olmaya razı olduktan sonra hangi tanrının kölesi olduğunuzun ne önemi var ki. İkisi de size aynı şeyi yapacak, birbirinizi öldürtecek.
Biz, barışı istemiyoruz, kanlı savaşları da istemiyoruz. Biz, tanrıların savaşlarının tarafı olmak istemiyoruz. Bu yüzden bizim amacımız tanrıları reddetmektir. Tanrıları reddettiğimizde, onların kölesi olmaktan da askeri olmaktan da kurtuluruz. Bu durumda kimseyle barışmamıza da gerek yoktur. Savaşı bitirdiğimiz değil, bıraktığımız anda zaten sorun çözülecektir. Bunun için barışı beklemeye gerek yok.
Bir insan, kendisinin ya da bir başkasının hırsı, öfkesi, kini ile asla can vermemelidir. İnsanlığın ürettiği doğrular vardır. İnsan onuruna yakışan özgürlük ve bağımsızlıktır. Eşitlik ve adalet çerçevesinde olan insan, bir başkasını küçük göremez, öldüremez. Tarih, tanrıları-kralları için ölen halkları ve düşmanlıkları anlatır. Gerekli olan, kendimizin ya da tanrılarımızın çıkar ayrılıklarını bir kenara bırakarak akıl çerçevesinde karşılıklı olarak anlaşmamızdır. Elbette bu anlaşma yeterli olmaz. Bir daha ayrılmayacak şekilde kaynaşmak, birbirimizle ilişki kurmamız gerekir. İlişki, farklılıklar ile olursa sonuç üretir. Ancak erkek ve dişi bir araya geldiğinde ortaya kardeşler çıkar. Yoksa iki halkın sınırdaşlığı, ırkı, tarih birliği onları kardeş yapmaz. (Ali İmran - 102,103)
Bu bağlamda Suriye ile kardeşiz demek yanlıştır, kardeş olmamız gerekir. Bunun için de önce bu çukurun içerisine girmemek, her iki tarafın da yönlendiricilerine boyun eğmemek kanmamak gerekir. Aklın gerektirdiği, bütün çatışmaları durdurmaktır. Daha sonra karşılıklı ilişki kurmak ve kardeş olmak gelir. Bu ilişki de tarafların farklılığı uyuşmazlık değil zenginliktir.
Tarih birliği, kültür birliği, ırk birliği, din birliği, düşünce birliği diye bir şey yoktur. Bunların hepsi topluluktur. Bunların hepsi savaşın taraflarının bir sonraki savaşa kadar sürecek barışta kendilerine verdikleri yada onlara verilmiş isimlerden başka bir şey değildir. Bizce bugün sırf bu isimlendirmeler bile sorunun kendisi olmuştur. Örneğin gülümseyen bir çocuğun resmi her zaman güzeldir. Geleceğe güvendir. Peki bu resmin altına çocuğun ırkını, dinini, düşüncesini hatta bazen adını yazarsam duygu ve düşüncelerinizdeki değişimler ne olur?
Biz bu etiketleri kullanmayacağız. Ancak bu yok saymak, kendimize benzetmek ya da tektipleştirmek için değil. Tam tersine hepsini kabul ettiğimiz için olacak. Bizlerden bazırlarının farklılığından kaynaklanan eksikliği diğerimiz kapatacağız.
Diyeceksiniz ki "İyi de şu anda savaş zaten çıkmış durumda. Barışmaktan daha güzel çözüm var mı?" Evet var. O da savaşmayı bırakmaktır. Savaşmak savunma hakkı dışında kabul edilebilir bir şey değildir. Şu an yaptığınız savaş, meşru müdafa mı, yoksa öç almak mı? Ya da bizzat saldıran biz miyiz? Ya da bu savaşı başlatan biz olmadığımız halde, belki sebeplerini de bilmediğimiz halde sürdüren biz miyiz?
Bütünlüğü bozan her şey çatışma ve savaştır. Parçaların birliği olamaz, birlik ancak bütünlük içerisinde mümkün olur. Bu anlamda da "Suriye Kardeştir" veya "Esad diktatördür" söylemi parçaların bloklaşması anlamına geleceğinden taraftarlıktır.
Biz, Barış İstemiyoruz. Biz, savaştan önceki durumu, huzuru, adaleti, paylaşımı, eşitliği, kardeşliği, sevgiyi, merhameti, ortaklaşacılığı... istiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder