Ana Sayfa

13 Eylül 2013 Cuma

İsyan ve Sabır

Merhaba

Başlığa bakınca iki zıt kavramdan bahsedeceğim düşünülebilir. Çünkü klasik söylemde sabır ses çıkarmadan zorlukların geçmesini beklemek, isyan ise mevcut düzene karşı çıkmak ve düzeni bozmak olarak bilinir. Hal bu ki ikisi de yanlıştır.

Sabır, doğru bildiğin yolda yürürken karşılaştığın zorluklar karşısında direnmektir. İsyan ise, başını kaldırarak kendini göstermek ve gücünü eline geri alabilmektir. İsyan eden bir insan doğruyu göreceği için bu doğru yolda yürümeye başlar, bu sırada karşılaştığı zorluklar karşısında ise isyanında sabreder.

Birbirini tamamlayan iki sözcük nasıl olmuşta iki zıt kavram haline getirilmiş anlamak mümkün değil. Bugün bizden sabretmemizi isteyenler aslında katlanmamızı istiyorlar. Yani "başınızı önünüze eğin ve koyun gibi ne diyorsak onu yapın". İsyan etmemizin önüne geçmek için ise mevcut sistemin dışında yaşayamayacağımız düşüncesini pompalıyorlar. İsyanı, bir kargaşa (anarşi) ve bozgunculuk hatta silahlı eylem olarak gösteriyorlar.

Birincisi, isyan kelimesi gücün kendi eline alınmasını ifade ediyor olsa da bu güç bir başkasının gücünden üstün bir güç değildir. Yani silah isyanın bir parçası kesinlikle değildir. Silah, savaşın parçasıdır. Gerçek isyan, önce fark etmek, sonra itiraz etmek, sonra düzeltmektir. İşte bunlar yapılırken, alışık olduğumuz düzenin elbette ki dışına çıkılacağından bir çok zorluklar ile karşılaşılacaktır. İşte bu zorluklar ve zorbalıklara direnmek sabırdır. Sabrın sonu selamettir-güvendir. Bu günkü düzene sabretmek size güven veriyor mu?

İkincisi, isyan bozgunculuk değildir. Mevcut düzen, zalimin ve zorbanın kurduğu düzendir. Adı üstünde bu bir düzen, yani kurgudur, gerçek değildir. İsyan, gerçeğin üstünü örten bu sahte düzeni ortadan kaldırmaktır. Yapılan şey bozgun değil, temizliktir. Temizlik imandandır-emin olmaktır. Bu günkü düzenden emin misiniz?

Üçüncüsü, isyan kargaşa (anarşi) değildir. Her zaman aynı yere koyduğunuz bir aletin bile yerini değiştirdiğinizde alışıncaya kadar bir kargaşa yaşarsınız. Eğer onu sizden başkası da kullanıyorsa, bulamadığında sıkıntı yaşanır. Mevcut düzen ortadan kalkınca da öğrenme süresince bir karışıklık yaşanır. Ancak, ortaya çıkan şey gerçek ise bunun için klasik eğitime değil akıl yürütmeye ihtiyaç olacağından herkes bu kargaşadan kendi kendine kurtulabilir. Aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağar.

O zaman isyan, öncelikle başını kaldırmaktır, kaldırabilmektir. Eğer başınızı kaldırabilirseniz çevrenizde dönen düzenin farkına varabilirsiniz. Başınızı öne eğerek "Hayır!" denmez. Düzenin farkına vardığınızda buna gücünüz ölçüsünde karşı çıkarsınız. Hiç bir şey yapamıyorsanız en azından destek olmazsınız. Yani gönlünüz ile karşı çıkarsınız. 

Eğer doğru bildiğin yolda yürüyebiliyorsan bu önderliktir. Doğru yolda yürüyenlerle birlikte oluyor ve onlara destek oluyorsan bu imandır. Doğruya yönelmiş ancak yeterli güce sahip değilsen inançtır. 

İnançlı bir insandan beklenen kendini geliştirip bireyleşerek iman sahibi olmasıdır. İman sahiplerinden beklenen ise önderlik yapmasıdır. Önderlik yapanlardan beklenen ise herkese eşit ve hak ile davranmasıdır. Yani bu sistem bir hiyerarşi değil, aynı düzlemde cereyan eden bir döngüdür. Tanrılaşan yada tanrılaştırılan önderler başlangıçtaki isyan olumlu bile olsa isyanın donmasına neden olur ve ilerleyemez. Dolayısı ile yola doğru çıkılmış bile olsa doğru devam edilmemiş olur. 

Yani isyanın sürekli olması gerekir. Yani toplumu oluşturan her bireyin sürekli olarak başını kaldırması, doğru yolu araması, doğru yola yönelmesi ve bu yolda olanlara destek olması gerekir. İlahi desteğe sahip en doğru önderler bile (peygamberimiz) ölümlüdür. Sürekli önderlik söz konusu değildir. Bu yüzden önderlik ve öndere destek olmak toplumdaki tüm bireylerin görevidir. Klasik manadaki sabır-bekleyiş bu isyanı yok eden ve ilerlemeyi durduran bir bekleyiştir. Bu manada önder-kurtarıcı-mesih-mehdi beklenmez, olunur. Mesih kelimesini bu beklentide olanların da sorgulaması için yazdım. Yoksa bende klasik mesih-mehdi inancı kesinlikle yoktur. Bu iddiayı dile getiren istisnasız hiç kimseye de inanmam. İslamda bekleyiş değil, hareket ve destekleşmek (salât) vardır. 

Resim için not: 
Yazı: T.C. Yakutiye Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı
Konu: Kömür kuyruğunda sabırla bekleyen vatandaşlar. 
Ders: Düzenli dağıtım için, kargaşa-anarşi-isyan çıkarmayınız. 

Lütfen kurumun adını dikkatlice bir kez daha okuyun. "Başkanlık" var, yani bir hiyerarşi oluşturulmuş. "Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı"ndan kasıt 3294 sayılı kanun ile kurulan fondan yararlanan yine devlet denetimindeki vakıf. Amacı fakru zaruret içerisindeki vatandaşlara yardım etmek. Ancak bunun için devlet vakıf kurarak mevcut örgütlenmesinin dışında bir örgütlenme kuruyor. Dikkat edilecek nokta ise bu fona para aktarımı ve fonun nerede toplandığı hususlarıdır. "Kaymakamlık" yine yönetim hiyerarşisi içerisinde bir kademe. Son olarak da T.C. yani Türkiye Cumhuriyeti, koskoca bir devlet. Merak ediyorum, koskoca devlet, kendi örgütlenmesi içerisinde olan bir birimine, bir bankada topladığı fonun dağıtımı için vakıf kurdurup da, bu vakfın örgütlenmesi için başkanlık oluşturmasaydı, kömür dağıtımına ihtiyaç kalır mıydı? 

Merak ediyorum, kömür, makarna, ekmek, erzak dağıtımında halkın oluşturduğu kargaşaya mı kızmak daha doğru, yoksa bu sırada sabırla bekleyenlere mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder